Heval

Heval Hazal Kurt
Python Developer | Filmmaker | Entrepreneur

Girişimciliğin Ayak İzleri

2009 yılında Parazit Film‘i kurduğumda girişimcilik kavramından bihaberdim. Çocukluğundan beri halk arasında “sanat sepet” işlerle ilgilendiğim üstüne de güzel sanatlar fakültesi okuduğum içindi belki de. Okulunu okumuştum, sektörde pek çok işte çalışmış, deneyimlenmiştim ve artık kendi filmlerimi çekmek istiyordum, bir şirket açmanın ardındaki hikayenin hepsi bu. Motivasyon sebebi gayet net olunca da kendimi çok doğal olarak “sinemacı - reklamcı” olarak tanımlıyordum. Yaptığım işin içinde de sanat ve yaratıcılık olduğu için tabii ki bir “iş kadını” değildim, daha neler! Şimdi bakınca epey hayal alemi gibi gelen bu dünyada bir süre kendi alanımda iyi iş çıkardığımdan sıkıntısız yaşadım. İşler aldım, projeler yaptım, iyi markalarla çalıştım, para kazandım… Ama bir noktada benim sanatçı kişiliğim şirket yönetmek ve yürütmekte zorlanmaya başladı. Kendimi hep dışında gördüğüm iş dünyası ne yapıp edip, üzerime geliyor, istemesem de bir şekilde hayatıma giriyordu. Niye bırakmıyordu peşimi? Derdi neydi? Bir süre sonra işin “iş” tarafıyla kavga etmeyi bırakıp, bir şeyler yapmam, eksiklerimi tamamlamam gerektiğine karar verdim. Yüksek lisansa girip işletme mi okusam diye düşündüm önce ama güzel sanatlar sonrası MBA yapma düşüncesi bile ne yalan söyleyeyim canımı acıtıyordu. Şanslıydım ki kararımı verdikten saatler sonra gazetede bir ilan gördüm. Başlığında “girişimcilik” gibi bir şeyler yazıyordu, benim için anlamı yok ama açıklaması tam bana göre. Kendi işini kuran ya da kurmak isteyen kadınlara kapsamlı bir eğitim bursu : Goldman Sachs 10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı. E tamam kendi işini kuran kadın dediği benim işte! Başvuruların son günüydü hemen bilgisayar başına geçip, formu doldurmaya başladım. O form benim için o güne kadar yazdığım tüm o uzun metraj, dizi, kısa film senaryolarından daha zorlu, daha uzun geçti sanki. Sorular çok, cevaplar benim için kafa karıştırıcıydı. Bana bir eğitim bursuyla ilgili sorular sorularda şirketimi kurarken aslında ne kadar da içgüdüsel işlere daldığımı ve gerisine kafa yormadığımı fark ettirdi. Uzayan formu doldurdukça, bir şirketin temellerini oluşturan kilit soruları yanıtladıkça programa mümkün değil kabul edilmeyecektim, artık emindim ama o sorular bile algımı öyle açmıştı ki sonuna kadar devam ettim. Sonrasında nasıl olduysa önce telefon sonra yüz yüze mülakatlar derken programa kabul edildim ve o ilk gün İmge Kaya Sabancı programa hoş geldiniz konuşması yaparken öğrendim : “ben bir girişimciyim!” Şirketi kuralı yıllar olmuş ama o an farkına vardığım bu gerçeğin karşısındaki şaşkınlığımı anlatamam. İş kadını tarafımla didişmeyi bırakıp, kabul edince yeni ayakkabı alınmış çocuk gibi karşılaştığım herkese “girişimciyim ben” demeye başladım. Derken bile hala kendime gülüyordum.


Program bitti, aldığımız eğitimlerin yanında ben kendi içimde pek çok şeyi keşfedip öğrendim ve iş hayatımda çok da işime yaradı. Girişimcilikle ilgili algılarımı bu kadar açınca bu konuda araştırmaya, okumaya, öğrenmeye devam ettim. Okuduğum kitapların çoğunda benzer hikayeler vardı, girişimciliğin ayak izleri çocuk yaşlarda ortaya çıkıyordu. Ya benim ayak izlerim? Benimkiler yoktu. Neden sinemacı, reklamcı olduğuma dair pek çok çocukluk doğrulaması anlatabilirdim ama girişimcilik? Hayır ondan eser yoktu ama aklımın bir köşesinde de yerini aldı bu soru. Bir süre sonra cevapsız sorularla sorunu olan biri olarak biraz kurcalamaya karar verdim aklımı. Biraz zaman ayırdım kendime düşünmeye başladım. İlk bir şeyler üretmeye ne zaman başladım? İlk işim, ilk projem neydi? Çocukken neler yapıyordum? İlk paramı ne zaman kazandım? “Çocukluk işte” deyip önemsemediğim, farkına varmadığım pek çok anı, pek çok cevap çıktı karşıma.


6 ya da 7 yaşındayım. Ailemin tayini İstanbul’a henüz yeni çıkmış. Doğuda ufak bir köyden İstanbul’a gelişimizin ilk senesindeyiz. Zamanı çok hatırlamıyorum, okul başlamış ama havalar henüz soğumamış ya da belki yaza girmek üzereyiz. Apartmanın bahçesinde yere oturmuş evden getirip etrafıma yaydığım dergilere, ansiklopedilere bakıyorum. Birinde karıncaların yuvalarının içine ait çizimler var beni büyüleyen, bir başkasında bonzai yetiştirmenin incelikleri, diğerinde 2000 yılında piyasaya çıkacak son teknoloji uçan arabalar. Hemen ufak bir yaş hesabı yapıyorum, 2000 yılında 20 yaşında olacağım uçan arabaları kaçırmıyorum, benim olacaklar! Bugün başlasam 2000 yılında 10 yaşın üstünde bonzai ağacım olabilir, cam kavanoza karınca çiftliği kurabilirim, uçan arabamla gezebilirim, aman allahım çok mutluyum! Ama bir sorunum var bakmayı, okumayı sevdiğim bu dergiler ansiklopediler çok ağır ve her biri ilgimi çeken başka bir şeyden bahsediyor. Gittiğim her yere taşımaktan yoruluyorum. Buna çözüm olarak daha az dergiyle gezmek yerine tüm sevdiğim konuları içeren kendi dergimi çıkarmaya karar veriyorum. Elde defter, kalem dergimde ne sayfaları olacağını not alıyorum. Bilim teknik, hayvanlar, şiir, uçan arabalar… Dergimdeki “sayfa konseptleri” gitgide artıyor. Heyecan dorukta ama bu dergi 100 sayfa mı olacak ne? Sonrasını bölük pörçük hatırlıyorum. Elimde elle yazılmış sayfalar fotokopi çektirmeye kalkıyorum ama olmuyor istediğim gibi. Evdeki dergilere kurcalıyorum bir matbaa olayı var, ona ihtiyacım var diyorum. Biraz uzaktaki mahallede nereden bulmuşsam bir matbaa bulmuşum içindeki amcayı darlıyorum : “ben dergi çıkarıcam”. Amca anlatıyor bana bıkmadan usanmadan ama hiç yardımcı olmuyor. Çok sayfalı bir dergim var ve 1000 taneden aşağı basamıyorum, çok da para tutuyor üstelik. Hop tekrar fotokopicideyim. Zor bela 2-3 tane bastırmışım dergimden. Sınıftaki arkadaşlarıma götüreceğim onlar da pek tabii (!) dergimin üzerine atlayıp alacaklar, ben de o parayla yenilerini bastıracağım. Belki sonra matbaadaki amcaya bile gidebilirim. Hayaller hayaller… ama o da ne arkadaşlarım hiç ama hiç ilgilenmiyorlar, dergicilik kariyerim o gün bitiyor. Milliyet Kardeş alıp okuyan arkadaşlara içten içe bileniyorum : “benimki daha güzeldi!”.


9-10 yaşındayım. Annemle bir sebepten Bakırköy’e gitmişiz. Yürürken yol kenarında uzun saçlı bir abi dikkatimi çekiyor. Önünde ufak bir tezgah, tezgahın üzerinde üstünde isimlerin yazılı olduğu bileklikler. O dönem bunlardan çok görüyorum. Abi de tezgahın arkasında elinde ipler bileklikleri yapıyor. Nasıl baktıysam annem dönüp “alalım mı sana bileklik?” diyor, “yok, ben kendim yapıcam”. Kadın biraz garip bir çocuğu olduğundan herhalde çok üstünde durmuyor gidiyoruz. Tuhafiyecideyim. Cebimde bir iki haftadır biriktirdiğim paralarım var, düşmesin diye avcumun içinde tutup, elimi de cebimden çıkarmıyorum. Dükkandaki teyzeler laflamayı bitirip, çıktıktan sonra iplere bakıyorum, rengarenk iplerimle çok mutlu eve dönüyorum. Önce kartonlardan sonra kestiğim plastik parçalarından kendime bir sürü bileklik yapıyorum, her gün birini takıp büyük bir şaheser yaratmış sanatçı edasıyla okula gidiyorum. Bir gün bir arkadaşım bilekliğimi gösterim “nereden aldın?” diyor o an kendi içimde yaşadığım bütün sanatçı kimliğim yerle bir oluyor, afallıyorum, utanıyorum ve “arkadaşım yapıyor, ondan aldım” diyorum. Ve arkadaşıma yaptırmam için aldığım o ilk siparişle beraber ilk paramı da kazanmış oluyorum. Sonrası sipariş yapılmış bir sürü bilezik, kendi yaptığım şeyden para kazanmaya utanma ve bir iki ayın sonunda kötü bir şey yapıyormuş hissiyle bırakma.


Bunlar gibi pek çok anıyı hatırlayınca yetişkin dönemimdeki bazı davranışlarımın ve algılarımın da kökleri ortaya çıktı. Ben kendi çocukluğumun ayak izlerini ararken aslında yetişkin girişimciliğimin izlerini de bulmuştum. Çocukluk geçmişti ama girişimcilik hala devam ediyordu, dolayısıyla bazıları silik de olsa izler hala benimleydi. Bir yol yürüdüğünüzü düşünün, farkında olmadan yürüdüğünüz bu yol sizi hayatınızda bir yerlere götürecek. O yere geldiğinizde “nasıl geldim acaba?” diye izlerinizi geriye doğru takip etmek hangi yollardan geçtiğinize göre çok öğretici ya da daha kötüsü yıpratıcı olabilir. Peki ya sizin izleriniz? O izlerin farkında mısınız? İzleri gitmek istediğiniz yere yönlendirebiliyor musunuz? Peki ya çocuğunuzun? Onun izlerinin, sizin etkinizin farkında mısınız?

Classification 🤷‍♂️
Share? ⚡️
LinkedIn
Reddit
Keep Reeding 🤔